Daha iyi bir dünya ve yaşam iddiası ile ortaya çıkan ideolojilerin ve dinlerin merkezinde insan bulunmaktadır. Her ortaya çıkan ister ilahi, ister beşeri inanç ve ideolojilerin merkezi hükmünde olan insan son yüzyıllık tarihsel süreçte hiç bir dönem de olmadığı kadar ahlaki ve inançsal boşlukta debelenmektedir. Kendisini tarif ederken daha iyi bir yaşam ve daha iyi bir dünya sloganını kendilerine rehber edinen özellikle bireysel ideolojiler insanlığa vaat ettiği yaşamı verememiş aksine kendi içerisinde şekillenmiş yapay bir hayatı insanlığa dayatmıştır.
Bu ideolojiler ileriki zamanlarda despotizme dönüşmüş ve ilk çıkış aşamasındaki söylemlerinden tamamen uzaklaşmıştır. Bir arayış içerisinde olan birey de bu despot anlayışlardan uzaklaşmış ama kendini tanıma sürecini tamamlayamadığı için yine bir başka despot ideolojiye yönelmiştir. İnsanoğlunun bu karmaşık ve aslında tek düze olan serüveni özellikle günümüz dünyasındaki yeni jenerasyonda daha da belirgin bir hal almıştır. İstek ve arzularını inanç düzleminde şekillendirememiş olan ve dünyanın dayattığı tüketim toplumunun bir parçası olmaktan kendini kurtaramamış bireyler bu sonuçsuz eylemler girdabında boğulma noktasına geldiğinde ise en kısa yoldan çözüm olan intihara yönelmiştir.
Soğuk savaş sonrasında ortaya çıkan tek kutuplu dünya düzeninde batı kendi değerlerine alternatif olarak uzak doğu dinlerini görmüş ama evdeki hesap çarşıya uymamış ve İslam batının ahlaki ve değer tanımaz sistemine bir meydan okuyuşla çıkmıştır. Gerek batının karalamaları ve gerekse İslam toplumlarının harekete geçmemiş veya geçirilememiş ve pasifize edilmiş yaşayışlarına rağmen kendi içerisinde her zaman diri olan İslam bu asırda kendini arayan bireye çıkış yolunu sunmuştur.
Geleneksel İslam anlayışı yavaş yavaş yıkılma sürecine girmiş ve yerini bilinçli inanışa yani neye neden ve nasıl inanacağını bilen bir din küllerinden yeniden doğuş sürecine girmiştir. Ellerindeki her türlü kuvvet ile yok etmeye çalıştıkları İslam karanlıklar içerisinde kalmış olan dünya insanlığına huzurlu ve adil bir dünyanın kapılarını aralamıştır. Aralanan bu kapıdan insanlar bu huzurlu dünyaya akın akın girmektedir.
İslam ülkelerinin tepesine dikilen yerli işbirlikçiler bile bu akını engelleyememiş ama bu kez daha sinsi bir oyun olan içi boşaltılmış bir İslam inancını topluma sunmuştur. İslam’ın bir hayat modeli olduğu ve değinmediği, düzenlemediği hiç bir alanın olmadığı gerçeği gözlerden ve beyinlerden uzak tutmaya çalışmaktadır.
İnsanlara namazını kıl, orucunu tut, zekatını ver, kurbanını kes ama yönetime karışma şeklinde bir inanç insanlığa sunulmuş ve yönetimi ve dini birbirine katma gibisinden islamın özüyle bağdaşmayan içi boş bir dini enjekte etmeye çalışmıştır.
Tarihsel süreçte İslamın devleti yönetmeye aday olan bir sistemler bütünü olduğunu zihinlerden silmenin hesabına girmiştir.
İnsanlığın aradığı mükemmel yönetimin islamın köklerinde var olduğu gerçeğini saklamak gibi bir gaflete düşen tiranlar islamı her zaman diri ve canlı olduğunu müslümanları sindirebileceğini ama bu canlı ve kemale ulaşmış dinin asla söndülemeyecek bir güneş olduğu gerçeğini unutmuştur.
İslam bütün muazzamlığıyla bu gerçeği insanların yığınla bu dine koşması göreviyle firavn neslinin yüzüne bir tokat gibi çarpmaktadır.
İçi boşalan din inancı etrafında şekillenen bu değer tanımaz düzenin oyununu İnsanlık ya bozacak ve İslam’a hak ettiği yeri ve değeri verecek ya da bu beyhude yürüyüşe devam edecek.