Yazı için kullandığım başlığa bakılınca aslında birbirine zıt olan iki kavram bir birileriyle tezat teşkil edecek bir şekilde kullanılmış. Bu durum normal şartlarda olmaması gereken bir durum iken nasıl oluyor da bu iki zıt kavram bir araya geliyor.
“Tesettür ” ve “Açılmak” Bu iki kelimenin gerek günlük hayattaki kullanılışlarında karşılık geldikleri mana ve gerekse terim ve ıstılahtaki taşıdıkları manalar bir birleriyle zıtlık teşkil eden iki kavram.
İçtima-ı zıddeyn muhaldir diye bir söz vardır dilimizde. Zıtların, aykırıların birleşmeleri mümkün değildir anlamındadır bu. Mademki zıtların birleşmesi mümkün değildir; nasıl oluyor da iki zıtlık birleşebiliyor diye zihniniz sizi zorladığı gibi beni de zorluyor.
Bu yazıyı okuduğunuzda bu zihnimizde istem dışı olarak oluşan paradoksun cevabını bulmuş olacağız.
Konu şu:
Hepimizin malumu olduğu üzere geçenlerde Tekbir Tesettür denen özellikle ülkemizdeki başörtülü bayanların çok yakından tanıdığı İslami(!) tarzda giyimin öncüsü olan bir firmanın defilesi vardı. Söz konusu firma 2008 kreasyonlarını tanıtmak için yakın zamanda yaptığı ’Özgür çiçekler ve özgür renkler’ adı altındaki defilesinde ülkemin Müslüman kadınlarının giyinmeleri için bir takım kıyafetler sunmuş.
Buraya kadar işin içinde bir gariplik yok işin garipliği sunulan kıyafetleri gördüğünüzde başlıyor.
Hiçbir ortamda, bu ortam ebeveynler arasında bile olsa giyilmesi mümkün olmayan kıyafetler(?) daha önceleri mayo ve bikini tanıtımlarında podyumlardan tanıdığımız kişilerce gelen davetlilere tanıtılıyor. Yani İslami kesimin kadınlarına deniyor ki artık bu kıyafetleri giyinin. Sergilenen kıyafetlerin daracık ve mahrem teşkil edecek tarzda olması, vücut hatlarını en ince ayrıntısına kadar göstermesi karşı cinsin cinsel dürtülerini harekete geçirmek için sanki davetiye hükmünde.
Her turun sonunda salonu dolduran ılımlı, light daha doğrusu Amerikancı İslam’ın başı kapalı gönüllü müdavimlerince koparılan, kulak zarınızı ve desibel sınırlarımızı dumura uğratan alkış furyası altında söz konusu defile yapıldı.
Defile sonunda yapılan röportajlarda, katılımcıların öve öve bitiremedikleri mübalağanın son raddesine varan, yalakalığın tavana vurduğu cümlelerin sıralanması ile televizyonlara yansıyan defile daha çokça konuşulacağa benziyor.
Benim kafamı asıl kurcalayan şeyler ise şunlar:
1- Defileyi düzenleyen firmanın sahibi Mustafa KARADUMAN’ ın bir çok televizyon programlarında Kuranı ve Hadisleri referans alarak yaptığı konuşmalarda firmasının sunduğu kıyafetlere bakarak bir çok kişinin örtündüğünü ve kadınların örtünmesini kendisi için bir amaç olduğunu ve bunun için çalıştıklarını beyan etmişti. Bununda büyük bir sevap olduğu söylemesine rağmen düzenlediği defilelerde ortaya konan kıyafetlerin Kuranın ve Hadislerin bizlere sunduğu kıyafet tarzından zerre kadar nasibini almamış olması idi.
Aklıma ister istemez kadınlarımızın İslam’ın emrettiği şekilde örtünmeleri için çalıştıklarını söyleyen zatın acaba şimdide kadınlarımızın İslam’ın emretmediği bir şekilde açılmaları için mi çalışıyor diye bir soru geliyor. Ilıman İslam’ın mimarlarının kendilerine biçtikleri yeni misyon kadınlarımızı yarı çıplak bir hale getirerek erkeklerin onları sadece bir cinsel obje olarak algılamaları ve ona göre muamele etmelerini sağlayarak toplumumuzda ahlaki zaafiyetlerden faydalanmak mıdır? Yarı çıplak diyorum çünkü tam kapalılık ve tam açıklık karşı cinsin şehevi duygularını yeterince kamçılamaz ama yarı çıplaklık ise karşı tarafın şehevi duygularını doruk noktasına çıkarttığı artık bilimsel bir gerçeklik. Kıyafetlerde kullanılan renkler ise insan zihninde cinselliği çağrıştıracak tarzda dikkat çekici olması da ayrı bir konu.
2- Firmasının kullandığı İsim “Tekbir Tesettür Giyim”. Şimdi isminde ne var her şeyi bıraktın firmanın ismine mi taktın diyeceksiniz. Evet, firmanın ismine taktım. Çünkü Tekbir isminin bir firmaca kullanılması kanunen yasaktır. Dini veya milli sloganların kanunen TTK na göre firmalarca kullanılması yasaktır. İslam, Allah, Tekbir, Türk, Türkiye, Cumhuriyet gb. Ama ne hikmetse Müslüman kadınımızı din adına soyup soğana çeviren bu firmaya bu isimleri kullanmak serbest. Hiç kimseden bu işe karşı herhangi bir sesin çıkmamış olması da ayrı bir durum arz ediyor. .
3- Üç (3) eşi olduğunu ve bu 3 eşi ve çocukları ile aynı evde oturduğunu vatan gazetesindeki röportajından öğrendiğim ilgili firmanın sahibi Mustafa KARADUMAN’ ın bu 3 evliliğine bir de dini kılıf bularak bunun çok normal bir durummuş gibi sunması ve VATAN gibi İslam’ın değerlerine her fırsatta saldıran bir gazetenin muhabirinin de bu konu üzerinde hiç durmaması apayrı bir olay olarak zihinlerimize kazındı. Başka kişilere saldırırken pervasızlığı kendine meslek edinen malum gazete söz konusu kişiye gösterdiği müsamaha gözlerimi yaşartacak seviyedeydi. Oysaki aynı gazetenin bir tarikat önderinin ilk eşi vefat ettiği için yaptığı dinen ve kanunen serbest olan 2. Evliliğini günlerce manşetlerden indirmemişti. Sanki adam suç işlemiş ikinci kez evlenmekle. Ama söz konusu kişi ılıman İslam’ın en önemli ayağını oluşturan Tekbir tesettür giyim sahibi olunca ses yok. Hatırlarsanız Bülent ERSOY bir adamla imam nikâhı kıydığı söylendiği zaman hemen savcılık harekete geçmiş ve Bülent ERSOY u gözaltına almış ve ifadesine başvurmuştu. Bülent ERSOY imam nikâhı kıydırdığını söylese idi cezaevine girecekti. Ama Mustafa KARADUMAN denen adam imam nikâhı kıydığını ve 3 eşi olduğunu söylemesine rağmen kimseden ses yok. Tıpkı TEKBİR ismini kullanmasının yasak olduğundaki gibi yine kimseden ses soluk yok.
Konuyu fazla uzatmamak için kısa kesiyorum.Şimdi başlıkta kullandığım zıt ifadelerin ne için tezat teşkil etmediği herhalde anlaşılmıştır.
Farkında mıyız Tekbirle soyunduğumuzun, Sırlar dünyası ile uyutulduğumuzun.
Selam ve dua ile